27 Nisan 2011

U.S polo event





Hi everybody! Pınar and I attended to the U.S polo’s “design your own polo” event two weeks ago. After we had gone to the Blogger’s Base, we took our coffees and started to think our polos. I liked the colorful tapes and golden metal buttons very much. So i used them for my shirt. Although i often changed my idea, finally i achieved to design my shirt. It was enjoyable and nice day for us. Thanks to U.S polo to extend hospitality to us and thank you my dear friend Cansu Aslan to contribute us for being there.





Herkese merhaba! Pınar ve ben iki hafta önce U.S polo’nun düzenlediği “ kendi polonu tasarla” adlı davete katıldık. Blogger’s Base’ e gittikten sonra kahvelerimizi aldık ve kendi polomuzu nasıl tasarlayacağımızı düşünmeye başladık. Renkli kurdelelere ve metal sarı düğmelere bayıldım ve tabi ki onları gömleğimde de kullandım. Her ne kadar sürekli fikrimi değiştirmiş olsam da sonunda kendi polomu tasarlamayı başardım. Gerçekten çok eğlenceli bir gündü. Bizi çok iyi ağırladıkları için U.S polo’ya ve canım arkadaşım Cansu Aslan ’a orda olmamızı sağladığı için çok teşekkür ediyorum. 















21 Nisan 2011

Niyazi Erdoğan...

Bazı insanlar hayallerinin peşinden ne pahasina olursa olsun devam eder,o yolda ilerler. Mesleğinde iyi bir yerdeyken kimse işini bir süre bekletip başka birşeyle ilgilenmek istemez. Her insan buna kolay kolay cesaret edemez. Geçtiğimiz günlerde buna cesaret edebilmiş bir moda tutkunuyla tanıştık . Niyazi Erdoğan…




Ve çaldık Galata'daki ofisinin kapısını . Karşımızda güleryüzlü haliyle bir moda aşığı duruyordu.


İstanbul'daki serüveni Taskışla'da başlayan mimarlıkta hafife alınamayacak başarıları olan Gökhan Avcioğlu ve D&S mimarlik ofisleri gibi yerlerde profesyonel mimarlık yapmış olan bir mimar neden bu işte devam etmemiş de moda dünyasina adım atmış diye düşünüyorken  kendimizi daha fazla da tutamadan bu soruyu ona da yönelttik : )
Başladık serüveni en başından dinlemeye…






Heyecanla başlayan Taskışla'daki mimarlik eğitimi sonrasında birçok mimarin ( itiraf edeyim bir mimar olarak ben de dahil ) birlikte calişmak istediği ofislerde büyük projelerle mimari serüven devam eder. Yaz okulu için katıldığı Paris’te bulunan Parsos School of Design’a 2 yıl ABD’de 2 yil Fransa’da olacak bir eğitim için başvurur. İstanbul'a döndüğünde Fransa'ya gitmenin hazırlıklarını yaparken İstanbul Tekstil ve Konfeksiyoncular Birliği’nin düzenlediği Genç Moda Tasarımcıları Yarışması onu heyecanladırır . 8 aylık bir çalışmanın sonunda yarışmaya katılır  ve mimarlıkla başlayan tasarım serüveni modayla devam eder. Sonrasında bize kendi atölyesini açana kadarki süreçten bahsediyor. Bazı şirketlere danısmanlık yapar. Kendi ofisini kurar. Yaklaşik 5 yıllık süreçten sonra kendi koleksiyonunu hazırlamaya başlar.


İlk koleksiyonu olan AYNA Galatamoda’da görücüye çıkar. Bu koleksiyonun geldiği topraklara teşekkür niyetini taşidiği söyleyen Niyazi Erdoğan AYNA’yı dedesine atfen oluşturmuş. O zamanlardaki giyim tarzıyla kendi giyim tarzı birleşmiş bu koleksiyonda. Geniş şalvar tarzı pantolonlar sokakta giyilebilecek kıyafetler…

İkinci koleksiyonu olan Pixel’in hikayesini sorduğumuzda askıda duran lila gri tonlarındaki karelerden oluşmuş koleksiyon aslında bize cavabını veriyor : ) . 50lerin 60larin film aktörlerinin büyütülmüş hali; artik pixele kadar inen büyütülmüş goruntu; en sonunda kıyafetlere yansimiş. Koleksiyonun bazı parçalarında ölü pixelleri temsil eden küçük kare şeklinde boşluklardan oluşan ayrıntı  bile düşünülmüş. Erkek koleksiyonu hazırlamayı mimarlığa benzetiyor. “Erkeklerin giyinebilecegi şeyler vardır, giyinemeyeceği şeyler vardir. Tüm bu sınırlara rağmen tasarımı ortaya çıkarmak mimari tasarım yapmaya benziyor.”Bu koleksiyonda o yıllarda ABD askerlerinin kendi aralarında iletişim aracı olan internet ve büyütülmüş resimlerin en küçük birimi olan pixel arasında bir bağ kurulmuş. Tam da o yillar Türk filmlerinin vazgeçilmezlerinden  olan Ayhan Işik’larin dönemi. O dönemin giyim tarzı 2. Dünya Savaşi'ndan çikmiş erkek profilinin askerdeyken sürekli kullanmaktan sıkıldığı ceplerden kurtulmuş bir giyim tarzı. Olabildiğince sade. Olabildigince arındırılmış . Bu koleksiyonun derdinin ürünün tek başına sahip olduğu tasarım değil koleksiyonun bütününün olduğunu vurguluyor Niyazi Erdoğan. Transparan etkiyi hissettirmek için katman katman tasarlanmış bir koleksiyon. Fotoğraflarin o dönemde çekilmiş bir casusluk filmi gibi çekildiğini öğreniyoruz. Alttaki fotoğrafları arka arkaya takip ettiğimizde bir adamın elindeki çantayla bir şehire gelip birseyleri gizledigi ,o doneme ait kırmızı bir arabanın içindeki hali, uçağin önündeki durumu insana o hissi veriyor.



Son koleksiyon olan Dolmuş hepimizin de takip ettiği gibi İstanbul fashion week’de görücüye çikan koleksiyon. İddiali bir koleksiyon olan dolmuş için özel bir soundtrack bile hazırlandı. IFW’de kendi sonudtrack’i olan nadir defilelerdendi. Bu defilede 70li 80li yıllarin  delikanlılarıyla birlikte yeleklerinin üstünde sergiledikleri İngiliz anahtarı şeklinde broşlar bile o döneme gitmemize yetiyor. Seçilen mankenlerdeki yağiz delikanlı duruşu ve defiledeki en göze çarpan ayrıntı olan bıyıkları defilenin kurgulanmasına yetiyor. Mankenlerin alışılagelmiş tarzlarindan farkli bir biçimde bıyıkla sahneye çıkmalaı aynı zamanda da saçlarının günümüzdeki saç tarzına benzer yorumladıklarını , o döneme ait bir motifin günümüze uyarlanmış olduğunu ekliyor.Bu defileyi gören birinin o dönemi hissetmemesi mümkün değil. “hep aklımda olan şey: bizimle alakali, kültürümüzle alakalı birşeyleri anlatıyor olmak. O dönemin dolmuşlarının renkleri olan sari ve yeşili kullandık. Bu koleksiyonun derdi de her ürünün tek başına birşey olusturuyor olmasıydı  parçalar bir araya geldiğinde de o renkli bütünü oluşturuyor tıpkı o zamanın dolmuşlarının renkliliği gibi.” Bu sözlerle Dolmuş’u tasarımcısından dinliyoruz.
Stil sahibi bir kadının ya da bir erkeğin olmazsa olmazlarını konuşuyoruz. “Stil sahibi herkesin ortak bir dili olduğu gibi farklılıkları da olabiliyor. İtalyan stili farklıdır, Fransiz stili farklıdır , Ruslar farklı giyinir, Türk kadınları başkadır. Ülkeden ülkeye de farklılaşabilir bu durum.”



Genç tasarımcının geleceğe dair planları arasında Niyazi Erdoğan markasını yurtdışına taşımak yurtdışında konumlandırıyor olabilmek, önümüzdeki sezon  ilk solo defileyi yapmak , yurtdışı moda fuarlarına katılıp dünya moda arenasında koleksiyonları sunmak var. Tüm bunlara ek genç bir tasarımcı olarak GalataModa’nın faydalı bir etkinlik olduğunu düşünenlerden. Ne istediğini bilmek gerekli olduğunu anlatıyor bize kararı verdikten sonraki kısmın kolaylığından bahsediyor.
Bu güzel soyleşi için Niyazi Erdoğan’a teşekkür ediyoruz…









Some people follow their dreams, no matter what happens. They never give up.



If you are at the top of your career, you don’t want to suspend your job to concentrate on other issues. It is a matter of courage. Recently, we have met a fashion devotee who has the courage we talked about. Here is Niyazi Erdoğan…
We just went and knocked his door. There he was standing: a real fashion devotee with a full smile on his face.
There were a lot of questions on our minds: His story began in Taşkışla where he got his education on architecture. He worked as a professional architect. He worked for Gökhan Avcıoğlu Architecture and D&S Architecture. So, how come a very successful architect gave up his career and decided to step into the fashion world. We could not wait any longer.
He told his story from the very beginning…    
After getting the architecture degree from Taşkışla, many architects (I was also one of them) proceed their way with big projects in the companies that they always wanted to work for. After his degree, he applied for a training which would last four years. For the first two years, he would be in Paris, in Parsos School of Design. After Paris, he would continue his training in USA for another two years. When he came back to Istanbul, he started to get prepared to leave for France. In the meantime, he got excited with the idea of Young Fashion Designers Competition organized by Istanbul Textile and Outfitter Union. Working on it for eight months, he applied to the competition, paving his way to fashion world.
After this brief introduction, he talked about his period until the opening of his own atelier. He consulted for some companies and he began to run his own office. Proceeding a 5-year period, he started developing his collection.    
His first collection titled AYNA made debut in Galata Moda. Niyazi Erdoğan dedicates AYNA to his grandfather, with the aim of paying a tribute to his roots. He reflected his dressing style in his collection.  Traditional baggy trousers, casual clothes…  
We were wondering about the story of his second collection titled Pixel. Than we saw the collection on the hangings, dominated by lilac- grayish squares. That gave us the answer. The magnified images of the actors of 50s and 60s… They were so magnified that you can see the pixels. He used these pixels in his collection. In some pieces, he thought in detail, he even gave place to the dead pixels. He thinks that developing a men’s collection resembles to architecture. “Menswear has some certain limitations; men can not wear everything designed. Developing a collection despite all these limitations bears resemblance to architecture.”
In this collection, he establishes a relation between the frequent use of internet by USA soldiers and the smallest unit of a magnified image, pixel. During these very years, Ayhan Işık made his name in Turkish cinema. The new collection was free of all the pockets, which reminded of the soldier uniforms of the Second World War. As plain and simple as possible… He emphasized the importance of thinking this collection as a whole, not piece by piece. He underlined that not the design but the collection is of a meaning. With the aim of evoking the transparency, the clothes consist of many layers. The concept of the collection shooting is “the espionage”. When we followed the photographs one by one, we saw that there is a man with a bag, coming to a city, hiding something. His expression in his red car, his posture in front of a plane… They all gave the same impression.
As we all know his latest collection, Dolmuş, made debut in İstanbul fashion week. Being one of the unique parades with a soundtrack, it was a very challenging one. This parade took us back to 70s and 80s thanks to the vests and brooches shaped like English monkey wrench. With their macho characteristics and their moustaches, the models were in a harmony with the concept of the parade. The hair styles of the models were up to date; however, they had moustaches, which means that this parade blended once-fashion elements with the contemporary styles. It was inevitable to get the breeze of those old days. “I always keep in mind telling something peculiar to our culture. We used the colors of old Dolmuş: yellow and green. Every piece has its own meaning; however, when they come together, this collection reflects the liveliness and colorfulness of old Dolmuş.” With these words, he described his own collection.
We had a discussion about the concept of style both for men and women. “The ones who have a certain style speak the same language; however, it is also possible to encounter some differences. There are certain styles like Italian, French etc. Russians dress up differently and the Turkish women may have other preferences. We can see variations from country to country.”
As a young fashion designer, Niyazi Erdoğan has many targets: He wants to be renown worldwide, make his first solo parade in the next season, attend to international fashion fairs and introduce his collections to the fashion world. Together with these, he is one of those who think that Galata Moda is an event which is pretty useful. He states that as long as you know what you want, it is easy to take your steps.
For this lovely interview, we thank to Niyazi Erdoğan… 





15 Nisan 2011

gossip

Gossip is everywhere; at the bus, on the campus...
We have attended a workshop at İTÜ Faculty of Architecture, Taşkışla. It was amazing.
You can predict easily the concept of fashion shoot was Gossip :)
Thanks to Niyazi Erdoğan.


Dedikodu her yerde; otobüste, kampüste...
İTÜ Mimarlık Fakültesi ,Taşkışla'da inanılmaz bir seminere katıldık. Moda çekiminin konusunu tahmin etmeniz zor olmasa gerek Dedikodu :)
Niyazi Erdoğan'a teşekkür ederiz.




 RÖTUŞ MART 2011










6 Nisan 2011

girl in red


Photos explain everything :) Thanks to Jesmi again.
Fotoğraflar herşeyi anlatıyor :) Jesmi'ye tekrar teşekkür ediyoruz.

















Jacket: Vintage
Pants: Vintage
Shirt: Oxxo
Bag: Vintage
Watch: Lacoste
Shoes: Mango
Photos: Jesmi Çavuşoğlu




Ceket: Vintage
Pantolon: Vintage
Gömlek: Oxxo
Çanta: Vintage
Saat: Lacoste
Ayakkabı: Mango
Fotoğraflar: Jesmi Çavuşoğlu